|
Artık günümüzde içilebilir nitelikte mikropsuz ve temiz
suya ancak geniş yerleşim birimlerinden uzak bölgelerdeki
kaynaklarda rastlanmaktadır.
Su tek hücreli mikroorganizmalardan en üstün yapılı
hayvan ve bitki türlerine kadar bütün canlılar için
vazgeçilmez ve yeri doldurulmaz bir maddedir. İnsan
vücudunun büyük bölümü sudan oluşur. Bu oran çocuklarda
yüzde 75, yaşlılarda yüzde 65 dolayındadır. Ayrıca sebzeler
yüzde 95, meyveler ise yüzde 80-90 oranında su içerir.
Et ve balık gibi gıdalar da önemli oranda su içermektedir.
Kuru halde satılan makama, un ve pirinç gibi birçok
yiyecek pişirme sırasında emdiği büyük miktarda suyun
vücuda girmesine katkıda bulunur. Su, mikroorganizmalarm
gelişmesini, besinlerin aynşmasını sağlayan kimyasal
tepkimeler için de en uygun ortamı oluşturur. Bu nedenle
suyu çeşitli yöntemlerle alınmış besinler uzun süre
bozulmadan saklanabilir.
VüCUDUN
SU GEREKSİNİMİ
Besinlerle alınan su miktarı, uygulanan beslenme düzenine
göre günde 0,5-1,5 lt arasında değişebilir.
Vücutta süregelen yapım ve yıkım süreçleri sonucunda
da bir miktar su açığa çıkar. Normal beslenen erişkin
bir insanda oluşan bu tür su, günde 200-300 ml'yi bulur.
Su, vücuttan böbrek, deri, akciğer yoluyla, ayrıca idrar
ve dışkıyla atılır. Erişkin bir kişi günde 1-2 lt arasmda
idrar çıkarır. Akciğerlerden atılan hava nemlidir. Bu
yolla da günde yaklaşık 0,5 lt su yitirilir.
Su deri yoluyla iki biçimde atılır. Bunlardan birincisi
buharlaşmadır ve miktarı günde yaklaşık 0,5 lt'ye ulaşır.
Ikincisi, iklim ve bedensel etkinlik gibi çeşitli koşullara
göre değişen terlemedir. Terleme çok olduğunda, idrarla
atılan su miktarı azalır. Dışkıyla atılan su miktarı
ise günde yaldaşık 150-200 ml'dir. Sağlıklı kişide her
zaman alınan ve atılan su miktarları birbirine eşit,
yani vücudun su bilançosu dengelidir.
Vücutta su açığı aşağıda belirtilen durumlarda görülebilir:
o İçilebilecek su kaynakları sınırlı
ya
da kişi su içemeyecek durumda olduğunda.
o İshal ya da kusma nedeniyle aşırı
ölçüde ve hızla su kaybedildiğinde.
o Aşırı terleme olduğunda.
o Solunum yoluyla aşırı su yitiriliyorsa.
Örneğin yüksek ateş ya da astım nöbetleri gibi durumlarda
akciğerlerden kaybedilen su miktarı artar.
o Böbrekler su tutma yeteneğini yitirdiğinde.
Bütün bu koşullarda mukozalann kurumasıyla birlikte
vücut ağırlığını azaltan aşırı sıvı kaybı ortaya çıkar.
Vücutta su fazlası ise böbreklerin az su atmasma yol
açan kalp hastalıkları ile böbrek ve karaciğer hastalıklarında
görülür. Bir yandan günlük idrar miktan azalırken, bir
yandan da fazla su dokularda biikip ödem oluşturur.
Vücudun su gereksinimi günde 2,5-2,7 lt dolayında olan
su kaybımn karşılanmasina yöneliktir. Bu gereksinim
hava sıcaklığı ve nem oranı gibi ortam koşullarından,
potasyum ve sodyum tuzlarını az ya da çok içeren yiyeceklerin
alınması gibi beslenme biçiminden büyük ölçüde etkilenir.
Doğrudan ya da başka içeceklerden alınan su miktarı,
yaş, iklim ve çalışma düzenine bağlı olarak günde yarım
ile birkaç litre arasında değişir.
Su gereksiniminin geri kalanı yiyeceklerden karşılanır.
Besinler, gerek doğal yapılan nedeniyle, gerek hazırlanış
ve pişirilişleri sırasındaki işlemler sonu-
İçme sularının biyolojik ve kimyasal aııalizlerİnin
düzenli biçimde yapılması halk sağlığı açısından büyük
önem taşır. Su kirliliğinuı en yaygın göstergesi olarak
kabul edilen koli basili, su kaynağının insan dışkısıyla
kirlenip kirlenmediğüıi saptamaya yarar. En yaygın türleri
arasında Escherichicz coll, Enterobacter aerogenes ve
Klebsiella pneumoniae sayılabilir. Koli basilleri oksijene
gereksinim duymadan varlığıııı sürdürebilen, spor o1uşturmayan~
çomak biçimli bakterilerdir. Suyun bir litresin4e koli
basili sayısının onu aşması, açık bir kirlilik belirtisi
sayılır. Suyun biyolojik ve kimyasal analizi heııi koli
baslli gibi salgıülara yol açabilecek mikroplann, hem
de insan sağhğma zararlı atıkların belirlenmesini, gerekli
önlemlerin zamanında ahnmasiflı sağlar. Bu nedenle kentlerde
sık ve düzenli biçimde denetlenen klorlanmış şebeke
suyu, şişe sularından daha güvenli görülmektedir.
DOĞADA SU
Denizler, göller ve akarsular gibi su kütleleri Yer
yüzeyinin yüzde 70'ini kaplar. Yüzey suları, çevrclerindeki
koşullara göre kirlcnme etkisine daha açıktır. Antılmadan
kanalizasyonlardan denize dökülen atıklar geniş su kütlesi
içinde seyrelek kirletici özelliklerini büyük ölçüde
yitirir. Ama bu durum eskiden sanıldığı gibi sınırsız
değildir. Atıklarda, deniz suyunun temizleme ve arıtma
yeteneğini aşacak kadar yüksek yoğunlukta hidrokarbonlar,
zehirli ağır metaller, mikroorganizmalar ve başka kirletici
maddeler vardır. Bunlar deniz canlılarının yaşamını
sürdürmesi için uygun olmayan zehirli bir ortam yaratır.
Bazen de kentlerin kanalizasyonlarından gelen deterjanlar
ve tarım alanlarından kaynaklanan gübre ve öbür organik
atıklar, yüksek fosfat ve nitrat içerikleriyle denizdeki
yosunlann aşırı çoğalmasına yol açabilir.
İçme suyu. Doğrudan içilebilir nitelikteki sular kayaç
katmanları arasından yüzeye çıkan yeraltı sularıdır.
Bazı su kaynaklarında kalsiyum, demir ya da manganez
gibi metallerin çözünmüş tuzlan litrede 200 mg'nin altındadır.
Bunlar yumuşak su olarak bilinir. Kaynak sularının çoğu
0,6-1 grllt kadar tuz içerir ve en uygun içme suları
arasında yer alır. Litrede bir gramı aşan mineral tuzlan
spya özel bir tat ve koku verir. Bunlar kaynaklarından
genellikle yüksek sıcaklıkta fışkıran ve tedavi amacıyla
kullanılan kaplıca sulandır. Suyun içerdiği toplam tuz
miktan, sertlik derecesiyle belirlenir. Bikarbonatlann
oluşturduğu ve kaynamayla kaybolan su sertliğine "geçici
sertlik" denir. Kaynamayla kaybolmayan sertlik
ise kalsiyum karbonat, magnezyum karbonat, sülfatlar
ve klorürler gibi kimyasal maddelerden oluşarak suya
"kalıcı sertlik" verir.
Suların sertliği, Fransa'da geliştirilen ve uluslararası
kabul gören standarda göre ölçülür. Sertlik derecesi
5 olan suya "yumuşak" ya da "tatlı",
5-20 arasında olana "orta derecede sen", 30
derecenin üstünde olana da "sen su" denir.
Sert sular, kalsiyum birikimine neden olarak beslenmede;
levhalar üzerinde sert katmanlar oluşturarak sanayide
azımsanmayacak sorunlar yaratır. Aşırı sertliği gidermek
için uygulanan ~yumuşatma işlemlerinde suyun içerdiği
mineral tuzlan çöktürülüp süzülerek ortamdan uzaklaştırılır.
Bakteriyolojik açıdan en büyük tehlike, kayaç katmanlarında
bulunan yeraltı sularına kanalizasyon atıklarının karışmasıdır.
Temiz suda öncelikle hiçbir hastalık yapıcı bakterinin
bulunmaması ve dışkıyla su kirlenmesinin başlıca göstergesi
sayılan koli basillerinin litrede 10 hücreden az olması
gerekir.
Organik ya da inorganik kaynaklı bütün kirletici maddeler
kimyasal yolla sudan uzaklaştınlmalıdır. Bu nedenle
çevredeki sanayi kuruluşlarından gelen atıkların, kaynakları
besleyen yeraltı sularına sızıp sızmadığı araştırılmalı,
organik maddelerin, amonyak, ldorür, nitrat ve nitritlerin,
bütün öbür kirletici maddelerin düzeyi belirlenmelidir.
İçme suyunun berrak, renksiz, kokusuz olmalı
ve belirli miktarlarda mineral tuzlan içermesi gerekir.
En iyi su kaynağı uygun nitelikte ve öngörülen tüketimi
karşılayacak miktarda olmalıdır. Bu durumda yapılacak
tek iş, kaynaktan akan suyu toplama borulanyla su dağıtım
şebekesine ulaştırmaktır. Yeraltı sularına, açılan kuyular
aracılığıyla da ulaşılabilir. Kayaç katmanlarının kıvnmlanmadığı
ve yüzeye paralel uzandığı bölgelerde açılan artezyen
kuyulanndan alınan sular da hiçbir işlemden geçirilmeden
kullanılabilir. Tonu bırakıcı ve organik madde içeriği
yüksek olan göl ve gölet gibi yüzey sularının ise mikroptan
arındırılıp içilebilir hale gelmesi için belirli işlemlerden
geçirilmesi gerekir.
İÇME
SUYU VE MADEN SUYU
Madensularının,
daha doğrusu sağlık verici özelliği olan şifalı yeraltı
sularının ilkçağdan beri kullanıldığı bilinmektedir.
Çözünmüş halde mineral ve gaz içeren kaynak sulan genellikle
madensuyu adı altında toplanır. Madensuyu kaynaklan,
nitelikleri ve kullanım amaçlarına göre Türkiye'de "kaplıca",
"ılıca", "hamam", "içme"
ya da yalnızca "su" olarak adlandırılır. Sıcak
madensulannın yeryüzüne çıktığı kaynağa ise kaynarca
denir. Kaynarcalar sağlık ve turizm konusunda olduğu
kadar ticari açıdan da önem taşır. Dünyanın pek çok
yöresinde insan vücuduna yararlı olduğu sonucuna varılan
ve içilmey~ elverişli nitelikte bulunan madensuları,
kurulan şişeleme tesisleriyle yaygın biçimde kullanıma
açılmıştır.
MADEN SULARININ ÖNEMİ
Kimyasal
bileşimleri büyük bir çeşitlilik gösteren madensuları
hem şifalı etkileri olduğu yolundaki inanış, hem de
kentlerdeki içme suyu şebekelerinin kirlenip mikroplandığı
konusundaki kuşkular nedeniyle giderek daha çok tüketilmektedir.
Batı ülkelerinde, şifalı olmalarının yanı sıra güzellik
ve gençlik verici özellikleri üzerinde odaklaşan yoğun
reklam kampanyalarının da artan talepte büyük rolü vardır.
Kuşkusuz reklamlarda vurgulanan etkiler, hekimin kesin
tanısına göre tedaviye eklenmesi durumu dışında, yalnızca
maden-suyuyla sağlanamaz. Ustelik "soda" adı
altında satılan suların önemli bir bölümü yapay olarak
üretilmektedir; yani bunlar doğal kaynak suları değil,
yapay olarak karbondioksit katılmış sulardır.İstanbul
Universitesi Tıp Fakültesi Hidro-Klimatoloji Kürsüsü'nün
yayımladığı Türkiye Maden suları kitabında temel alınan
sınıflandırmaya göre madensuları 10 temel başlık altında
toplanır
|